13 Ekim 2011 Perşembe

Buraya güzel bir başlık gelecek

Konuyla ilgili şarkı

Kalktığımda dokuz –dokuz buçuk falandı ama yarım saat yatakta bekledim. Uykum açılsın diye ya da uykum gelsin diye. Bilmiyorum. Mesajlaştım falan sonra aşağı indim yemek için, çok tatsızdı acayip bi tadı vardı.Tatsızdı yani. Tatsız bir şeyin tadı olmaz,tanrı aşkına dedim kendi kendime . Sonra sıkılıp yukarı çıktım ve birazcık ders çalışayım dedim ama yapamadım sanki tüm ders kitaplarını kafamın üstüne koymuşum gibiydi. Kafam ağırdı yani. Kafam güzeldi gibi. Sonra bu böyle olmaz dedim bi film izleyeyim.  Beş tane film sekmesi açtım üç tanesini izlemedim. İlki çok sıkıcıydı ve altı parttan oluştuğu için ikide bir diğer parta geçmem gerekti. Filmden soğudum oysa iki yıldır o filmi izlemekti hayalim. Acayip bir şeyler. Sonra,diğer filmi açtım , dördüncü part bittiğinde fizy’de buldum kendimi. Güzel şarkılar keşfettim ama biraz melankolik içim buruştu . On dakika arayla aynaya bakıyordum falan sonra fark ettim ki hasta olunca cildim güzelleşiyo galiba. Yüzüm parlıyor gibiydi uyumak yaradı galiba. Sonra bi köpeğim olsun istedim ama düşündüm ki şimdi onlar yalıyo falan ben salyadan nefret ederim bi de dedim ki ben onunla başa çıkamam ısırır diye korkarım zaten. Oje sürdüm tekrar bir de tırnaklarıma azıcık şekil vereyim dedim yani tırnağa benzesin diye,toynak değil. Sonra fark ettim ki, bitirmem gereken bir film var. Filme devam edeyim bari dediim, o sırada başka bi yere aklım kaydı film yine kaldı. Kitaplar düşündüm,ciltli hepsi, sırayla renklerine göre dizilmiş, güzel duruyorlar ve hepsi benim. Sonra dedim ki o kadar kitabı kim okuyacak ben en iyisi bavul düşüneyim . Bavulları severim çünkü.Yani,bir yere gideceğin zaman bavul hazırlarsın. Gerçi günümüzde valiz oluyor ama bavul diyince daha samimi oluyor bence. Yani sanki valizler, iş görüşmesi için şehir dışına çıkarken hazırlanırken bavullar dünya turu yapacakken ya da uzaktaki sevgilinin yanına gidecekken hazırlanıyor gibi.  Sonra dünya turu demişken aklıma bira geldi. Canım çok bira istedi,ama sonra geçti. Bu sefer aklıma likörlü çikolata geldi. Ama evde fındıklı çikolata vardı. Likörlü çikolata hayal ederken fındıklı çikolataya kalmak..  Hayat bazen çok şerefsiz dedim ama fındıklı çikolataya likörlü çikolata muamelesi yaptım . Güzel oldu .  Kendi kendime triplere girdim, buna ‘hastalık tribi’ deniyor ve sadece bende görülüyor. Arada ‘şımarıklık’ oluyor. Sonra aklıma geldi, filmi hâlâ bitirmediğim, dedim döneyim de izleyeyim, o sırada telefon titreşti. Telefon çok sesli titreşiyor ama sesini açtığımda çok yüksek ses çıkmasını sevmiyorum. Sessize aldığım zaman da biri mesaj atar da görmem diye korkuyorum.  Ama titreşimin sesinden de korkuyorum.  Sonra ojelerim kurusun diye tırnaklarıma üflerken fark ettim ki, ellerim de ısınıyor sonra tırnaklarımı bırakıp ellerimi ısıtmaya başladım.Ama üflemeyi kesince hemen üşüyorlar tekrar. Çay yaptım,bardağı tutarken elim ısınır diye,iç sesim ‘elini ısıtacak bir el bile yok’ derken dış sesim ‘zaten çay severim’ dedi.  Dış ses benim lan. E iç ses de benim .  Sonuç olarak ,filme döndüm ,yapacak bir şey yok ellerimi büzüştürüp filmi izlemeye devam edeceğim ve bir gün yalnızlıktan ölürsem, birisi ellerimi ısıtsın . Güzel olur yani . Şimdi de sanırım,tekrar aynaya bakıp , karabiberli çayımı içeceğim ve ciğerlerim patlayıncaya dek öksüreceğim .

Hiç yorum yok: