30 Ekim 2011 Pazar

Bazen; hiç konuşmadan, hissettiğiniz birini saatlerce konuşsa da sıkılmayacak  birine tercih ediyorsunuz. 
Çünkü biri anlıyor, diğeri anlatıyor. Ve biri özletirken,diğeri ağlatıyor .


20 Ekim 2011 Perşembe

Hiç tanıştığıma memnun olamam ki ben zaten .

"Hep bu saatlerde ağlarım ben" dedim, henüz tanıştığım adama . Niçin diye sorunca, "Çünkü ben hep bu saatlerde terkedildim. Hep bu saatlerde yalnız kalırım" dedim .

--'Yalnız kalınca ağlamak, zayıflıktan başka bir şey değil' dedim,henüz tanıştığım güzel bayana. 


O, yalnız kalınca ağlamak,zayıflıktan başka bir şey değil, dediyse de ,biliyordum ki o da biliyordu zayıflık olmadığını. Belki, kendi de zayıftı, defalarca bu saatlerde terkedilmiş, kimse duymasın diye yumruğunu ağzına dayayarak ağlamıştı ve şimdi,güçlü görünmekti niyeti.

"Biz hiç terketmedik bayım" dedim. 'Beni bilemezsiniz,hakkımda hiçbir fikriniz yok,bayan' dediyse de ,aslında onu ondan iyi biliyordum.Çünkü hissediyordum.

"Hiç terketmediniz. Hep terkedildiniz ve ne kadar acıttığını biliyorsunuz" dedim. Gözleri dolmuş olacak ki bir anda parladı. "Bunun ne kadar acıttığını bildiğiniz için" dedim, "bir başkasına yapamıyorsunuz., çünkü siz o kadar iyisiniz ki, şu anda bile, beni dinlemeye devam ediyorsunuz."

'Bu saçmalıklara ayıracak vaktim yok,bayan' dedi.Ancak gözleri besbelli dolmuştu artık . Kabuk bağlamış yarasını kanattığımı biliyordum. Çünkü hissediyordum .

"Ve siz hep, gidenin arkasından bakan oldunuz.Göz yaşlarını hep olası bir ayrılık haberi için saklayan ve intihar edip,içinde kezlerce,  ayrılık süsü veren. Her yeni bir aşka başlayışında, içi ayrılık korkusuyla tir tir titreyen, sevgisinin şiddetinden korkan siz ,hep bir başınıza kaldınız. Çünkü hiç,terk etmediniz. Çünkü kimse sizin gibi değil ve belirtmem gerek ki,kimsenin umrunda değilsiniz."

--'Gidiyorum artık,yeter' dedim sinirle,ancak o aslında 'Lütfen, lütfen daha fazla üzmeyin. Her kelimenir bir hançer gibi, delip geçiyor.' demekti ve blöf yapıyordum. Bildiğini biliyordum, duygularımı zaten hiç saklayamazdım 


blöf yapıyordu ,biliyordum, çünkü adam nasıl terk edilir bilmiyordu . O yüzden hiçbir yere gidemezdi .

Ve ben,biliyordum sözlerimin etkisini ancak hiçbirini gizleyemezdim. Ona, "gitmeyin, lütfen, gitmeyin. Ben sizi kırmam, çok severim. hiç de terk etmem çünkü ben de hiç terk etmedim zaten bilmiyorum ki hiçbir şey" demek istiyordum.Neden sonra durdu,anlamış mıydı acaba ?

--Durdum,çünkü zaten gitmek de istemiyordum. Orada durup bana hakaret etse, dinlerdim, çünkü sesinde mavinin en koyu tonuyla,kırmızının en parlak tonu vardı ve onda tuhaf bir gizem vardı ve çok açık ki ben, aşık olmuştum. Bu nasıl mümkün olabilirdi ? Olmamalıydı. Ancak , yapamadım, bırakamadım ve tüm cesaretimi toplayıp, onu öptüm . 


Sonra geldi ve beni öptü.  Hiç böyle olmamıştı. Hiçkimse böyle öpmemişti ki beni zaten . Ancak karşılık vermedim. Gitmeyi, terk etmeyi öğrenmesi gerekti,ama öyle olmasın istiyordum , gitmesin ve kalalım öylece.
Gitti. Birisine daha, bir kişiye daha terk etmeyi öğretmiştim, bir kişi için daha kusana kadar ağlayacaktım, bir kişiye daha bildiğim her dilde her şekilde sövecektim. Bir kişinin daha arkasından "umarım ölürsün" diyecektim ve bir kişiyle daha tanıştığıma memnun olmayacaktım.

Ve şimdi, intihar edip, ayrılık süsü vermem gerek'ti.. 

13 Ekim 2011 Perşembe

Buraya güzel bir başlık gelecek

Konuyla ilgili şarkı

Kalktığımda dokuz –dokuz buçuk falandı ama yarım saat yatakta bekledim. Uykum açılsın diye ya da uykum gelsin diye. Bilmiyorum. Mesajlaştım falan sonra aşağı indim yemek için, çok tatsızdı acayip bi tadı vardı.Tatsızdı yani. Tatsız bir şeyin tadı olmaz,tanrı aşkına dedim kendi kendime . Sonra sıkılıp yukarı çıktım ve birazcık ders çalışayım dedim ama yapamadım sanki tüm ders kitaplarını kafamın üstüne koymuşum gibiydi. Kafam ağırdı yani. Kafam güzeldi gibi. Sonra bu böyle olmaz dedim bi film izleyeyim.  Beş tane film sekmesi açtım üç tanesini izlemedim. İlki çok sıkıcıydı ve altı parttan oluştuğu için ikide bir diğer parta geçmem gerekti. Filmden soğudum oysa iki yıldır o filmi izlemekti hayalim. Acayip bir şeyler. Sonra,diğer filmi açtım , dördüncü part bittiğinde fizy’de buldum kendimi. Güzel şarkılar keşfettim ama biraz melankolik içim buruştu . On dakika arayla aynaya bakıyordum falan sonra fark ettim ki hasta olunca cildim güzelleşiyo galiba. Yüzüm parlıyor gibiydi uyumak yaradı galiba. Sonra bi köpeğim olsun istedim ama düşündüm ki şimdi onlar yalıyo falan ben salyadan nefret ederim bi de dedim ki ben onunla başa çıkamam ısırır diye korkarım zaten. Oje sürdüm tekrar bir de tırnaklarıma azıcık şekil vereyim dedim yani tırnağa benzesin diye,toynak değil. Sonra fark ettim ki, bitirmem gereken bir film var. Filme devam edeyim bari dediim, o sırada başka bi yere aklım kaydı film yine kaldı. Kitaplar düşündüm,ciltli hepsi, sırayla renklerine göre dizilmiş, güzel duruyorlar ve hepsi benim. Sonra dedim ki o kadar kitabı kim okuyacak ben en iyisi bavul düşüneyim . Bavulları severim çünkü.Yani,bir yere gideceğin zaman bavul hazırlarsın. Gerçi günümüzde valiz oluyor ama bavul diyince daha samimi oluyor bence. Yani sanki valizler, iş görüşmesi için şehir dışına çıkarken hazırlanırken bavullar dünya turu yapacakken ya da uzaktaki sevgilinin yanına gidecekken hazırlanıyor gibi.  Sonra dünya turu demişken aklıma bira geldi. Canım çok bira istedi,ama sonra geçti. Bu sefer aklıma likörlü çikolata geldi. Ama evde fındıklı çikolata vardı. Likörlü çikolata hayal ederken fındıklı çikolataya kalmak..  Hayat bazen çok şerefsiz dedim ama fındıklı çikolataya likörlü çikolata muamelesi yaptım . Güzel oldu .  Kendi kendime triplere girdim, buna ‘hastalık tribi’ deniyor ve sadece bende görülüyor. Arada ‘şımarıklık’ oluyor. Sonra aklıma geldi, filmi hâlâ bitirmediğim, dedim döneyim de izleyeyim, o sırada telefon titreşti. Telefon çok sesli titreşiyor ama sesini açtığımda çok yüksek ses çıkmasını sevmiyorum. Sessize aldığım zaman da biri mesaj atar da görmem diye korkuyorum.  Ama titreşimin sesinden de korkuyorum.  Sonra ojelerim kurusun diye tırnaklarıma üflerken fark ettim ki, ellerim de ısınıyor sonra tırnaklarımı bırakıp ellerimi ısıtmaya başladım.Ama üflemeyi kesince hemen üşüyorlar tekrar. Çay yaptım,bardağı tutarken elim ısınır diye,iç sesim ‘elini ısıtacak bir el bile yok’ derken dış sesim ‘zaten çay severim’ dedi.  Dış ses benim lan. E iç ses de benim .  Sonuç olarak ,filme döndüm ,yapacak bir şey yok ellerimi büzüştürüp filmi izlemeye devam edeceğim ve bir gün yalnızlıktan ölürsem, birisi ellerimi ısıtsın . Güzel olur yani . Şimdi de sanırım,tekrar aynaya bakıp , karabiberli çayımı içeceğim ve ciğerlerim patlayıncaya dek öksüreceğim .

3 Ekim 2011 Pazartesi

Bayım,

Önümdeki her yol çok uzun.. Her dakika seneler gibi. Her insan aynı ve her söz kıymetsiz, beklerken sizi. Âdeta işkence, görmediğim her gün sizi ve adınızı duymadığım, sizi düşünmediğim her an buz tutuyor her yanım.
Yüreğimde bir şeyler eksiltip,bir şeyler ekliyor adınız. Ve öyle ki, hasretinizde bile gecenin gizi  saklı..

Tebessümünüzde çocukların saf neşesi, bakışlarınızda aşkın en yalın hâli ve sesinizde ayın günden sakladığı berraklık var.. 

Ve siz. Kokusuyla beni mest eden adam..Yanında iken dizlerimin titrediği,mutluluktan bulutlara eriştiğim adam.Bir kelimesiyle gönlümü alan ve bir bakışıyla nefessiz bırakan..
Kurduğunuz her cümle adeta şiirdir benim için..

 ve öyle ki ,

Ben hep hayalinizle yatıyorum , akşamları..