25 Nisan 2011 Pazartesi

Demek istediğim aslında aynısı, ama tam tersi.

İçimdeki boşluğu, yokluğunla doldurmaya çalıştım. Gidince elimde sadece senden kalan bir parça, bir fotoğrafın . Kapladığı alansa gerçekten çok küçük. Oysa çok kısa zamanda seni tüm hayatıma yaydım. Doğru,çok şey bekledim. Ve şimdi bunlar için çok üzgünüm. Şimdi tek yapabileceğim bunu diğerleri gibi,tanrıya mal etmek. Veya izlemek. Sanırım yapabileceğim iki şey varmış . Hangisini yapacağımı bilmeyişim bu oyunu eğlenceli hale getiriyor .

Sürekli yaptığımız bu değil mi? Başından beri bir oyunun parçalarıyız. Küçüklü büyüklü,farklı boyutlarda ve renklerde çarklardan başka bir şey değiliz aslında. Yaptığımız tanrının beğenmesi için küçük oyunlar,şaklabanlıklardan başka bir şey değil. Ya da belki tanrının bizi eğlendirmesini bekliyoruz. İki seçenek var. Her şeyin tanrının oyunu olduğunu kabul etmek, veya kendi oyunumuzu yazmak. Bazıları sadece izleyip,başına gelen iyi olayları kendilerine,kötü olanlarıysa tanrıya mal ediyor. Sonrasında da  melek kendisi,şeytan tanrı oluyor. Bu çoğu çaman böyle. Diğerleriyse, başından beri kendi oyunlarını yazmak için çabalıyor, tanrının onları eğlendirmesini bekliyor.  Ve sadece izlemekten başka hiçbir şey yapmayanların giderken oluşturdukları boşluğu doldurmaya çalışıyor. Başka bir izleyici veya yazarla. Kim olduğu önemli değil. Hayatımıza sürekli birileri giriyor,birileri çıkıyor. İyi tarafı, birileri giderken diğerlerinin gelmesi. Kötü tarafıysa gelenin kim olacağına izin veremeyişin. Şimdi gidenler için üzülecek değilim, eğer bunu tanrıya mal edersem,başından beri anlattığım şeyi de yalanlamış olurum. O halde şimdi yapacağım, açtığın boşluğu doldurmaya çalışmak yerine, sıradakinin doldurmasını beklemek. Her şeyi karşıdan beklemek ne kadar doğru,bilemeyeceğim. Çok kısa sürede öğrendiğim bir şey var, beklemem gerek. Hayatıma girenlere teşekkürlerimle beraber, bir gün hayatımdan çıkacakları ihtimaline karşı bir de 'güle güle, diyorum. Ne olacağını bilemeyişim kafamı karıştırsa da biraz, kendi oyunumu yazmakta ısrarlıyım. O halde şunu da söylememe izin ver: umarım gittiğin hiçbir yerde hiçbir boşluğu dolduramazsın ve içindeki o boşluk sonsuz olur .

Boşluklarda kaybolman dileğiyle .

2 Nisan 2011 Cumartesi

Hep aynı şeyler .

İlk defa..İlk defa gibi olur. Öncekileri unutursun. "ilk defa" dersin. "bu kez gerçek ve ilk kez böyle bir şey oluyor".. Herkesin söylediklerine kulaklarını kapatırsın. "yalancı" derler veya "kandırıyor" ya da"karaktersiz". Ama dinlemezsin. Duymazsın çünkü aşıksın. Sakladığın en güzel duyguları onun için ortaya koyarsın. Ona sunarsın ruhunun en derinliklerindeki güzellikleri.. Onu düşünürsün,her şey onu hatırlatır. Gülümsersin.
Sen ona en güzel duygularını,en güzel sözlerini vermeye hazırken o sana en güzel yalanlarını sunar . İnanırsın,inanmak istersin. Çünkü aşıksın .İnanırsın. Sonun ne olacağını bilirsin ,söyledikleri kocaman yalan.. Ama yine de inanırsın.İnanırsın çünkü bu sefer de öncekiler gibi olsun istemezsin..
Sen de inanmak istediklerini söylersin.. "Çok söylersek,gerçek olur belki.."
Olmaz.
Bir gün gelir, o da seni yüzüstü bırakır. Hem de diğerlerindeki klişelerle birlikte. "düşündüm" der. "Böyle gitmez" der. "Sonra ne olacak?" der. "en iyisi bu" der."kendine iyi bak" der..
İnanmak istemezsin yine,bağlanmışsındır. Oysa sonunuz,en başından bellidir. Her şeyi "o" biliyordur ama hiç söylememiştir. O da kendini bu yalana inandırmak istemiştir belki. Belki de sadece eğlenmek amacı..
Göğsüne yumruk yemişsin gibi olur. Gözlerinden kontrol edemediğin bir takım yaşlar süzülür. Hiçbir şey diyemezsin. Diyecek bir şey bırakmaz. Kalbin acır,nefesin tıkanır . Verdiğiniz onca söz,hayalleriniz. Hepsi gider. Klasik şok geçirirsin. Cam kırılma sesi..gözünün önüne gelen yumruk.. film şeridi gibi geçen hayat..
Hasta sanarlar. "hastayım" dersin ."yüreğim hasta.".
"unut" derler."değmez" "üzülmene değmez".. değdiğini düşünürsün.. "sevmiştim"dersin. "Belki her şey düzelir" .. Ama öyle olmaz,bilirsin. Hâlâ kendini kandırmaya devam edersin.. "Zamanla unutursun" derler. "unuturum" dersin,geçersin. Israr etmezsin. Gücün yok. Bilirsin,unutursun. Neler unutulmadı ki şimdiye dek ? "Biraz bekleyeyim o halde" dersin. "unuturum" ..
Biraz beklersin..biraz daha..biraz daha.. biraz daha.. saatler geçmiyor. günler geçmiyor. Yapacak hiçbir şey yok,konuşacak hiç kimse.. Sonra farkedersin,yavaşça geçiyor. Sözlerinin etkisi geçiyor. Günler geçiyor..
İşte o zaman,bir gün,tekrar çıkar karşına. Sana "bir şey demeyecek misin?" der. "ne diyebilirim ? " dersin. Hiçbir şey diyemezsin.. O da "kendine iyi bak" der. sen de "sen de.." dersin. Yine diyecek hiçbir şey yok.. O gider,sen kalırsın.. Sonra birileri,bir tarafın daha güçlü olduğuna dair bir şeyler der. "hıhı" dersin. " O halde o güçlüydü". "çünkü ben sevdiğimi bırakacak kadar güçlü değilim" güçsüzsün. Sevmek güçsüzlük..

En güzel duygularını,en güzel zamanlarını ona verecek kadar cesurdun oysa. O,bıraktı,çünkü kalbi bunların hepsini karşılayacak kadar güçlü değil. O kadar cesur değil. Hak etmiyor. Ama hâlâ kabul edemezsin. "Bir neden var" dersin. Oysa hiçbir neden yoktur. Bitince sadece biter ..

Baktığın her yerde,duyduğun her sözde,dinlediğin her şarkıda ondan bir iz bulursun.. Adeta öldürmeden önce her yere ısrarla parmak izini bırakan bir katil gibi.. Öldürür,her yere izini bırakır ve gider. Kimse görmez .. Kimse bilmez.. O gider ve sen ölürsün.
"Suratını bile görmek istemiyorum!" dersin. Ama onu görmek için her şeyi yaparsın. Bu böyledir. Hep böyle..

Onun umrunda bile değilsindir..Hatta belki o yeni birisini bile bulmuştur. Sense hâlâ onun için üzülmeye devam edersin.
Bu yeni bir aşk bulana veya çok uzun zaman geçene kadar devam eder..
Bir gün,mutlaka nedensiz aklına gelir,rüyana girer ya da eskiyi hatırladığın bir günde,aklına gelir.. Sonrasında yine aynı dönence..

Bir gün,tekrar birini bulursun..Ya da o seni bulur.. Öncekileri unutursun. "ilk defa" dersin. "bu kez gerçek ve ilk kez böyle bir şey oluyor".. Herkesin söylediklerine kulaklarını kapatırsın. "yalancı" derler veya "kandırıyor" ya da"karaktersiz". Ama dinlemezsin. Duymazsın çünkü aşıksın.

      Çünkü biz,her seferinde aşık olup,sonrasında yüzüstü bırakılmayı alışkanlık hâline getirdik.