25 Aralık 2011 Pazar

Senin için yazdım bunları.

Şarkı


Bazen bir şey, oturuyor ya tam burana. Tam o göğüs kafesinin üzerine böyle. Hani çok koştuktan sonra su içince acır ya,öyle acıyor. Sonra geçmiyor.. Geçmiyor.. Belki aylar geçiyor ama o geçmiyor. Kanser gibi. Sürekli var.
Her biriyle tanıştığında, hatırlatıyor kendini.. Kapı çalınca acıyor , telefon çalınca acıyor..
Bekliyorsun ama olmuyor. Beklediğin gelmiyor, daha acıyor.  Sonra birisi gidiyor, yayılıyor yine kanser gibi.. Her gün daha halsiz, daha yorgun ve daha mutsuz oluyorsun. Gün geçtikçe ölüyorsun da,sonunda ölmüyorsun. Tek farkı bu kanserden. Bir de tedavisi yok.
Zaman da hiçbir şeyi çözmüyor. Sadece unutuyorsun.
Sonra bir yere oturup ağlıyorsun. Ağlıyorsun çünkü ağlatıyorlar.. Ağlamasan keşke.. Ağlarken çok çirkin oluyoruz hepimiz.
Ne yaparsan yap, o göğsündeki geçmeyecek. Ve acısı, tanıştığın insanların sayısıyla doğru orantılı artacak.
Bu yüzden, yalnız insanlar daha mutsuz değil. Daha az acı çekiyorlar. Kimse gitmiyor çünkü..


“ Herkes herkesi terk etti uzun zaman önce.”

Deniyor bir de bir oyunda..

24 Aralık 2011 Cumartesi

Çok sevdiğim insanları kaybetmekten bu denli korkmasaydım, herhalde sarılırken bu kadar sıkmazdım..

O kadar zaman geçti,o kadar insan girdi hayatıma,o kadar yazı yazdım..Ancak hâlâ bir yazıya nasıl başlanır bilemiyorum.. Hiç değişmeyeceğim sanırım.
Emin değilim ama,galiba hiç akıllanmıyorum ben.
Zaten çok akıllı olunca da hoş olmuyor ki.

Keşke diyorum bazen kendimi biraz sevseydim.Ve bu kadar mütevazi görünmeseydim. O zaman sen de severdin belki beni.

Bir de,sarılmak güzel şey.